top of page

Büyük Sır Üstadı serisi ve Kötülük Çiçekleri kitabı için Hervé M. Abajoli'nin bilgilendirme notu.


Büyük Sır Üstadı Kötülük Çiçekleri kitabı ön kapağı

Sevgili Okurlarım,

Kötülük Çiçekleri size ulaşmaya başladığına göre bir iki kelam etme ihtiyacı hissediyorum.

 

Öncelikle hiç ummadığım şekilde, yıllardır kitaplarımı yaşattığınız için size müteşekkir olduğumu bilmenizi isterim. Yıllar önce “Gece Deniz Yolculuğu“ deneyimim tamamladıktan sonra büyük bir boşluğa düşmüş, dehşetli bir girdabın pençesinde Hades‘e sürüklenmiştim. Eğer yazı olmasaydı buradan geri çıkamayacağımı adım gibi bildiğimden yazdıklarıma duyduğunuz ilgi tahmin edebileceğinizden daha büyük bir değer ifade ediyor. Kadim bir simyacının dediği gibi: “Ne kadar inzivada olursan ol ne kadar yalnız hissedersen hisset eğer işini doğru ve vicdanlı yaparsan bilmediğin dostlar gelip seni bulurlar.”

 


Büyük Sır Üstadı serisinin durumuna gelince:

Felsefi Simya’nın Nigredo safhasını temsilen yazdığım 137 ve Işık Bakiresi’nin Yolu’nu, Albedo safhası sembolizmine uygun olarak kaleme aldığım Kali takip etmişti. Şimdi Kötülük Çiçekleri’nin tamamlanmasıyla birlikte ilk iki kitapta yaratmaya çalıştığım tezin karşısına son iki kitapla bir antitez koymaya çalıştım. Gerçeğe bir nebze olsun yaklaşabilmenin tek yolu budur.


Bu da bizi söz konusu tez-antitez karşıt çiftinden doğacak bir sentezin ne olabileceği sorusuna götürür. Ya da olası bir 5. cildin akıbeti nedir sorusuna.


Bu sorunun cevabı bende yok!


Genelde, her kitabın yazım aşamasında bir sonraki kitaba bağlanan filizler belirirdi. Bu sefer öyle olmadı. Kötülük Çiçekleri’nin son bölümlerini yazarken durumun farkına vardım ve “Bu serinin son kitabı olabilir.” duygusuna kapıldım. Kitap tamamlandıktan sonra ve editöre gitmeden hemen önce durum aniden değişti ve Kötülük Çiçekleri elinizde tuttuğunuz biçime büründü. Bu da -bir nevi sentez kitabı olarak- beşinci bir cildin yazılma ihtimalini güçlendirdi. Yine de elimde somut bir sentez taslağı olmadığını söylemeliyim. Havada uçuşan ve bölük pörçük aklıma düşen bir iki sezgi hediyesi dışında kurgu kurulumu dosyamız henüz boş diyebiliriz. Bu net bir şekilde -yakın gelecekte bazı mucizevi değişiklikler olmazsa- çok daha uzun bir yazım süreci demektir. Ne olacağını hep birlikte göreceğiz. (Büyük Sır Üstadı serisinin 7 kitap olacağına dair çok güçlü bir sezgim vardı. Hala sürüyor ama beşinci ciltten ilerisini göremiyorum.)


 

Kötülük Çiçekleri üzerine de bir şeyler söylemek istiyorum.

Gerek kurgunun çok katmanlı karakteri gerekse karakterlerin yıllar içinde kazandığı derinlikten son derece tatmin olmuş durumdayım. Bu nedenle de Kötülük Çiçekleri bu güne kadar yazmış olduğum romanlar içinde en uzun olanıdır. Bazı sınırlamalar olmasa bu kitap 448 sayfa yerine kolaylıkla 600-700 sayfa bile olabilirdi. Bu da yazılması ihtimal her yeni cildin öncekilerden daha uzun olabileceğini gösterir.

Son olarak Kötülük Çiçekleri’nin özellikle son çeyreği üzerinde çok az denetimim olduğumu söylemem gerekiyor. Az çok sanatla uğraşmış hemen herkes “yaratma aşamasında” uhrevi müdahalelere maruz kalındığını bilir. Daha önce yazdığım kitaplar da bu vakıadan nasibini almıştı ama Kötülük Çiçekleri için durum biraz farklı. Özellikle son bölümlerin bazılarında metin iradem dışında bir nevi içimden boşaldı ve üzerinde çok az denetimim oldu. Bu nedenle bir konuya açıklık kazandırmak istiyorum. Şöyle ki;


Bilenler bilir ölümünden kısa bir süre önce C. G. Jung, BBC’de yayınlanmak üzere John Freeman’a bir röportaj vermişti. Freeman kendince bir zekâ örneği gösterip Jung’a gençken kiliseye gidip gitmediğini sormuştu. Jung “O zamanlar herkes kiliseye giderdi.” cevabını verdikten sonra da “O zamanlar Tanrı’ya da inanıyordunuz herhalde.” diye sormuş. Jung tereddütsüz “Oh tabi.” diye cevap verince de Freeman saniye dahi beklemeden “Peki bugün Tanrı’ya inanıyor musunuz?” sorusunu yapıştırmıştı. Jung “Cevap vermek zor.” dedikten sonra muzip bir gülümseme eşliğinde “İnanmama gerek yok. Biliyorum!” diye cevap vermişti.


Bu cevap büyük bir sansasyona neden olunca Jung kamuoyuna açık bir mektup yazarak kendini açıklamak zorunda hissetmişti.


Mektubun Türkçesi bana göre şöyleydi:

“Yayında -Tanrı var.- demedim, -Tanrıya inanmama gerek yok çünkü biliyorum.- dedim.  Bu, (Zeus, Yahweh, Allah, Teslis Tanrısı vb.) gibi belirli bir Tanrı’yı tanıdığım anlamına gelmez. Daha ziyade, kendi içinde bilinmeyen ve Tanrı adını verdiğim psişik bir faktörle açıkça karşı karşıya olduğum anlamını çağrıştırır. Ne zaman öfkeye, korkuya kapılsam, O'nun adını ansam, istemsizce -Tanrı’m- dediğimde O'nu hatırlıyor, O'nu anıyorum. Bu, kendimden daha güçlü biriyle veya bir şeyle karşılaştığımda olur.  Bu kendi psişik sistemimdeki bilinçli irademi bastıran ve kendim üzerindeki kontrolü benden gasp eden tüm aşırı güçlü duygulara verilen uygun bir isimdir.”


Kötülük Çiçekleri’ni okurken her Tanrı, İlah, Dominant, Psişik Hâkim ve benzeri sözcükler ile karşılaştığınızda aklınıza gelebilecek kavramları netleştirmesi amacıyla şunu söylememde fayda var: Jung ile tamamen aynı pozisyondayım.


Bu bağlamda, Kötülük Çiçekleri’nin getirdiği bazı kavram ve önermelere örgütlü dinlere özgü kaba bir tutuculukla yaklaşmak en hafifinden haksızlık sayılmalıdır. Burada felsefenin muğlaklığına ve sezginin sonsuzluğuna sığınırım.


Dengeniz daim olsun.

Saygılarımla,

Hervé M. Abajoli





534 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


bottom of page